Duygular, duygular



İnsanı harekete geçiren duygular, tahmin edebileceğiniz gibi coşku, neşe gibi duyguları kapsayan mutluluk, merak bir de öfke. Bunlar hayattaki itici güçlerimizdir. Kocaman bir ateş topu gibidirler. Hayatımıza renk katar ve yön verirler. Ancak ateş topu olduklarından, iyi yönetilmezlerse başımıza iş açma ihtimalleri de epeyce yüksektir. O nedenle kimileri bunları toptan bastırmayı ve yasaklamayı ister. O zaman keyifsiz ve hissiz bir hayat yaşarsınız, tercih edenlere kolay gelsin. Kimileri de bu duygulara kapılıp her yeri yakıp yıkmayı tercih ederler. Onlara da kolay gelsin. Ben ustalıkla yönetebilmeyi ve keyifli bir hayat yaşamayı salık veriyorum tabi.

Neden öyle diyorum? Çünkü herkes yaradılıştan biriciktir. Böyle derdi hacıbabam. Ve kendi biricik yolumuzu bulabilmemiz için içimizdeki ilhama kulak vermeliymişiz. Nereden anlayacağım o ilhamı diye düşünürdüm çocukken. Vahiy mi gelecek, yok. O zaman bana söylesen hacıbabacığım nasıl yaşayım ne yapayım? O da bana dedi ki, merakını cezbeden, seni peşine takıp sürükleyen, yüreğini ateşleyen şey senin yaradılışından gelir. Ve o ateş topunu, kendimi, başkalarını yakmadan ustalıkla yönetebilmeyi elinden geldiğince öğretti. Elimden geldiğince öğrendim. Allah’ın rahmeti üzerinde olsun. Şimdilerde, akademide, hekimlikte, çiftçilikte ben bu ateşi yaşıyorum, çok şükür.

Peki duyguları tanıyalım biraz. Daha evvel de biraz bahsetmiştim. Beden ruhtur derler, hisseder. Akıl anlamaya çalışır ama hissettiremez. Yani akıl dese size, git şuna aşık ol diye, dinler mi beden? Öfkelenme dese akıl dinler mi beden? Üzülme dese dinler mi? Yok arkadaşlar dinlemez. Beden, ruh, asidir. Akıl ona saygı duymalı yapabilirse anlamalıdır.

O zaman haydi duygu farkındalığı:

Öfke neden ortaya çıkar? Haksızlığa uğradığımız zaman ortaya çıkar. O nedenle öfke önemlidir. Hakkınızı savunmanız gerektiğinde düşünün, susup otursanız savunamazsınız kendinizi. Hakkınızı daha az tepki ile başarılı bir şekilde savunma ihtimaliniz varken aşırı tepki verirseniz de savunamazsınız.

O nedenle öfkelenince bir durmak lazım. Bu müthiş enerjiyi bir kenarda tutmak lazım biraz. Bu enerjiyi kullanacağız. Ama ne olmuş? Hangi hakkımız yenmiş? Hangi ihtiyacımızda bir sorun var? Bul, sonra akılla sohbet et. Bu konuda ne yapmalı? En akıllı stratejiyi belirleyince, ne kadar zor olursa olsun, o enerjiyi kuşanıp haydi harekete geçmeli. Öfke etkili kullanıldığında kişinin en iyi silahlarındandır.

Misal kıskançlık öfkenin uzantısı duygudur. Bir kişiyi kendimize hak görürüz. Bu benim deriz. Bu benim, mesela, neden benim istediklerimi yapmıyor? Öyleyse o zaman durup akılla bir sohbet etmeli. Sen sevdiğinin ruhunu, bedenini eline mi geçirdin? Yok, dur. O zaman, aklı başı yerinde biriyseniz o enerjinin sönüp kaybolduğunu görürsünüz.

Peki kaygı hangi duygunun uzantısıdır? Korkunun! Düşünün, kaygı ile uyandınız. Yarınki sınavda ne yapacağım? Gece 2,5-3 gibi uyanırsınız ve güneş doğduğunda yani ezan sesi ile tekrar uyuyabilirsiniz. Çünkü korkuyorsunuz. Korkunca beden saldırıya uğrama ihtimali en yüksek olan saatte uyanır. Ve tehlike geçene kadar geri uyumaz. Biz tarihimiz boyunca hep gecenin terör saatleri denilen, herkesin uyuduğu ve en zifiri karanlığın olduğu saatlerde yani 2,5 ile güneşin doğuş zamanı arasında saldırıya uğramışız. Sınav kaygısı size o saatte saldırmaz ama beden korkmaktadır.

Korku, insanı harekete geçirmez. Sindirir. Bu nedenle beden korkuyorsa, bedeni telkinle değil, bedenin kendisini güçlendirmek gerek. Yani beden ben kendimi savunabilirim diyecek. Azıcık tepip dövmeyi bilecek yani. O zaman sınavdan korkmaz. Sınava da çalışmak lazım tabi. Akılla beden işbirliği yapacak yani. Sade akıl değil, sade beden de değil.

Üzüntünün sevgiden geldiğini de söylemiştim. Daha önceki blog yazılarımda bulabilirsiniz.

Duyguları farkedince ne olacak. Biraz duracağız. Ben ne hissediyorum. O duyguda boğulmadan evvel tanımak işe yarayabilir. Korkuyorsam, korkmayım korkmayım diye zaman kaybetmeyin. Korkuyorum, kendimi nasıl koruyayım deyin. Ders çalışın, yeterli çalıştıysanız azıcık tepip dövün bir kum torbasını. Biraz koşun. Öfkeliyseniz durun bakın hangi hakkınıza bir tehdit erişmiş. Bir durun, ne yapsanız en etkilisi olur. Sonra enerjinizi kullanın. Merak ediyorsanız da durun, aşıksanız durmayın ama, aşk çok nadir, çok biricik:)

Duygular bu kadar azıcık değil tabi. Kat kat, katman katman. Gizem diyor ki, sevgi ve güven olursa aşk oluyormuş mesela:) Yukarıdaki linkten Claire abla’nın Yürekten İletişim ekibi ile yaptıkları duygu ihtiyaç listesini bulabilirsiniz. Orada çeşit çeşit duygular var. Daha çok bizi zorlayan duygular var. Onlara negatif duygu diyoruz. Kendimizi kötü hissettirenler.

Çünkü kötü hissettiklerimiz genellikle karşılanmayan ihtiyaçlarımız nedeni ile ortaya çıkıyor. O zaman, yani kötü hissimizi, duygumuzu tanıyınca bir adım geriye gidip biraz durduktan sonra temel ihtiyaçlarımızı bir gözden geçirmek gerek.

Temel ihtiyaç ne demek? İhtiyaç haktır! Temel ihtiyaçlar haktır! İhtiyaçlar evrenseldir. Manfred Max Neef ihtiyaçların birbirlerine üstünlüğü yoktur der, ben ona katılırım. Hatta Constanza ve ekibinin temel insan ihtiyaçları üzerine olan derlemesine daha çok katılırım. Maslow ihtiyaçlar hiyerarşiktir der. Bazıları Maslow’a katılır. Yok ben hiyerarşiyi sevmem. O nedenle Gizem en hakiki duygumuz nedir diye sorduğunda hemen atıldım. Duygularda da, ihtiyaçlarda da ‘en’ diye birşey yoktur bence.

Claire abla’ nın bloğundan alıntı yapıyorum şimdi, ihtiyaçlar belli bir kişinin, belli bir davranışına bağlı olamaz. Bir ihtiyacı karşılamanın pek çok yolu olabilir, herkesin ihtiyacını karşılayan çözümler yaratılabilir. İhtiyacını karşılama yolu ile ihtiyaç farklı şeylerdir. Örneğin mantı bir ihtiyaç değildir, beslenme ve keyif ihtiyacımızı karşılamak için kullandığımız yollardan biridir. İhtiyaçlarımız, isteklerimizden, arzularımızdan farklı bir şeydir.


İhtiyaç haktır lafı benim için çok önemli. Mesela eğlence, dinlence. Hep ders mi çalışalım, ya da hep dertlenelim mi hastanedeyiz diye. Yok eğlenelim. Kutlayalım. Mesela geçtiğimiz güzel çarşamba günü, benim ilk göz ağrım öğrencilerimle kutladık bu 3 haftayı, birlikte öğrenmemizi. Uğur bağlama çaldı, Sinan, Gökhan, Enes, İpek söyledi. Ben bile söyledim hatta. Ben güzel yemekler yaptım, en çok İsmail yedi. İsmail’in yarın sınavı güzel geçecekmiş. Umarım.

Temel ihtiyaçlarımızı karşılamazsak, karşılamasak da bişey olmaz desek bile, olur. Kötü hissederiz, yolumuzda ilerleyemeyiz istediğimiz kadar. Bizi aşağı çeker.

Şimdi ben gene hacıbabamın sözleri ile bitireyim, onu anayım, özleyeyeyim. Her birimizin biricik hayatı var. Hepimiz bu biricik hayatı, kendi biricik üslubumuzla çizmeliyiz. Hayat ulaşılacak bir yer değil, çıktığımız yoldur. Hiç bir zaman durmaz hayat. Hepinize, güzel bir yolculuk diliyorum.

21 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Mavi ve Sarı Kedi Hayvan ve Evcil Hayvalar Logo (200 x 1500 px) (1500 x 200 px) (1).png