Yaşayan ev

Güncelleme tarihi: 1 Mar 2021



Ev yapmak, bir ev sahibi olmak, mutlu bir ev içinde yaşamak sanıyorum ki geçtiğimiz senelerde epey revaçtaydı. Bana ait bir yer isimli eserinde Micheal Pollan, bir ev yapma düşüncesinin insan doğasında olduğunu anlatır. Çocukken oynadığımız oyunlara atıf yapar, evin içinde veya dışında kendimize ait bir ev için çadır kurmak, ağaç ev yapmak gibi. Hakikaten anımsayın! Benim öyle bir anım var, evimizin karşısındaki ceviz ağacına bir tahta çakmıştı ebeveynlerimiz, orası bizim mahallenin çocuklarının eviydi. Dallara çakılmış birkaç kereste üzerinde ne kadar mutlu hissettiğimi hatırlıyorum.


Hayatlarınız boyunca yaşadığınız evleri, mekanları hatırlayın. Nasıl hissetmiştiniz? Nasıl mekanlardı? Kokusu nasıldı? Bugün içinde yaşadığımız çevreden bahsedeceğim.


Ev gibi sıcak, samimi ve elzem bir şey çoğu zaman sağlıklı haliyle anlaşılamaz. Sanırım insan evladı olarak bizler, böylesi elzem hususları eksikliği ile anlayabiliyoruz. O nedenle yaşayan evin nasıl olması gerektiğini, hasta evi anlatarak tarifleyeceğim.


Literatürde 1980 li senelerden beri, ‘Hasta bina sendromu’ olarak anılan bir hastalık mevcut. ‘Hasta ev sendromu’ isimli başka bir hastalık daha var. Bina iş yerlerini kastediyor. Her ikisi de aynı şey mi değil mi araştırmacılar da hemfikir değiller. Burada hasta olan yapı değil, daha çok yapı insanları hasta ediyor. Hastalık ortaya çıkarıcı binalar! İçerisindeyken hastalanıyorsunuz, çıktıktan bir süre sonra iyileşiyorsunuz.


Binanın içerisinde iken ilk tahriş olan mukozalar, yani göz, burun ve boğaz. Burunda tıkanıklık hissi, gözlerde yanma, batma, boğazda kuruluk hissi ortaya çıkıyor. Bina içerisinde ortaya çıkan bu bulgular binadan çıktıktan saatler sonra geçiyor. Deride kuruluğun ortaya çıkması da gerilemesi de daha uzun bir zaman alıyor. Ardından baş ağrısı tetiklenebiliyor. Migren değil daha ziyade gerilim tipi başağrısı şeklinde tanımlanmış. Eğer hastalık ortaya çıkartan bir bina varsa, o binaya maruz kalanlar arasında kadınların daha duyarlı olduğu gösterilmiş.


İnsan çevresi ile birlikte değerlendirilmelidir. En fazla maruz kaldığımız çevre ise, günümüzde binalar. Bu nedenle yapı biyolojisine dikkat etmek gerekiyor. Örneğin sanayi sektöründe sıklıkla kullanılan formaldehit yapı kabuğunda (bina duvarlarında da) yapı içerisindeki kaplama ve tekstil ürünlerinde de bolca bulunuyor. Toksik bir madde. Özellikle bina ısıtıldığında salınımı artıyor ve yukarıda bahsettiğim bulgulardan sorumlu olabilir. Formaldehide benzer başka toksik maddeler de mevcut.

Binanın nasıl ısıtıldığı da son derece önemli. Kalirofer, yerden ısıtma sistemleri, toz ve akarları kaldırdığı için alerjik bünyeli kişileri etkileyebilir. Boğaz kuruluğunun ortamdaki nemle ilişkisi araştırıldığında nem dengesinde bir azalma çoğu çalışmada tespit edilememiş. Bu nedenle, nemde azalma izlenmediğinde ortama ilave buhar veya nem eklemek önerilmemiş.


Evlerin ne kadar gün ışığı aldığı da oldukça önemli. Ritimlerimizi güneşle ayarlayan canlılar olduğumuz için gün ışığını az gördüğümüzde biyolojimiz olumsuz etkileniyor. Edebiyatta çoğu yazar bu ilişkiyi, biz bilim insanları keşfetmeden önce gözlemlemiş ve de kullanmış. Mary Shelley ve Halit Ziya Uşaklıgil benim sevdiğim, bu ilişkiyi kullanan iki yazar.


Binanın duvarlarının kimyasal kirliliğe yol açtığından bahsetmiştim (formaldehit vb). Eğer duvarlar nemli ise biyolojik olarak kirlilik de oluşturabilir. Bunlar daha çok küf mantarlarıdır. Yapı, su drenajı iyi olmayan bir zemine oturtulduysa su kalibrasyon kuvveti ile yapı kabuğu boyunca yükselir. Bazen de rüzgarın basınç etkisi ile bina duvarları nemlenir. Eğer iyi kurumuyorsa bir süre sonra duvarlarda çiçeklenme (yapı kabuğundaki tuzlardan ötürü) dediğimiz dalga dalga renk değişimi ortaya çıkar. Ardından da rutubet ile ilişkili küf mantarları ürer. Küf mantarları, mantar ile ilişkili maddeciklerin havada asılı kalmasına neden olur. Karadeniz oldukça nemli bir coğrafya ve buralarda hem sinuslerde hem de akciğerlerde küf mantarı ilişkili hastalıklara sıklıkla rastlıyoruz.


Günümüzde havalandırma sistemleri makinelere bağlanmış. Hasta bina olarak adlandırılabilecek binaların ortamın havası istenilen aralığa getirilse dahi, bina içerisindeki bireylerin bulgularında iyileşme gözlenmemiş. Belki daha uzun süreli bir gözlem gereklidir bina biyolojisinin değişmesi için. Başka bir ihtimal de binanın havalandırma sisteminin daha doğal yollarla olmasıdır. Bunun için güney cepheden daha aşağıdan eve giren soğuk havanın kuzey cephedeki daha yüksek bir pencereden binayı terk etmesidir.


Evlerde kullanılan kimyasal temizlik ürünleri de yapı biyolojisini oldukça etkiler. Kimyasal ürünler temizlik bittikten sonra da ortam havasında yer almaya devam eder. Belli bir sıklıkta kullanıldığında ortam biyolojisini de etkiler.


Bizler de tıpkı mikroorganizmalar gibi yaşayan ve çevresi ile organik ilişkiler kuran canlılarız. Ortamın kimyası, biyolojisi veya fiziki özellikleri sağlığımızı pekiştirmezse bi de serpilip refaha eremeyiz. Tıpkı bir çiçeğin ait olduğu çevrede, coğrafyada güzel olması gibi, bizler de çevremizle güzeliz. Bu nedenle mekanlarımıza bir de bu gözlerle bakmalıyız diye düşünüyorum.


“Ve ben,

Sana değil,

Evinin yollarına, postersiz duvarlarına …

Aşık oldum!”

Yaşlı Amca - Ve ben adlı şarkı sözü’nden alıntı

55 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Mavi ve Sarı Kedi Hayvan ve Evcil Hayvalar Logo (200 x 1500 px) (1500 x 200 px) (1).png